İHSAN OKTAY ANAR / PUSLU KITALAR ATLASI
-”Eğer bu dünyadaki en büyük amacın bilmekse, daha öğreneceğin çok şey var”
”Ben bu dünyaya bilmek için geldim. Benim için kutsal bir şey varsa o da bilgidir, gerek bu dünyanın, gerekse öte dünyanın bilgisi. Bu yüzden öğrendiklerimi akıl terazisinde tartıp doğru olup olmadıklarına bakarım.”
-”Düşünüyorum, ama sadece ben var değilim. Düşündüğüm için asıl sizler varsınız; sizler ve içinde yaşadığınız dünya”.
İhsan Oktay Anar , Puslu Kıtalar atlasında; yukarıdaki alıntılardan da anlaşılacağı üzere yoğun bir felsefeyi , tarihin- özellikle Osmanlı tarihi- içinde bize sunuyor.
”Dünya bir düştür. Evet, dünya… Ah! Evet, dünya bir masaldır.” Kendini saran dünyayı düşleyen bir haritacının, düşlerinden devşirdiklerini döktüğü Puslu Kıtalar Atlası adlı kitap oğlunun eline geçtiğinde onu kendisinin bile tahmin edemeyeceği maceralara sürükler, oysa yaşayacakları elindeki kitaba çoktan yazılmıştır.
Geçmiş üzerine, dünya hali üzerine, düşler ve “puslu kıtalar” üzerine bir roman. ”
Farklı konusu ile yaratıcılığını zirveye taşıyan yazar aynı zamanda anlatımı ile de Türk Edebiyatına da güzel bir katkıda bulunmuş.
Bölümlerden oluşan kitabın özellikle ilk bölümünde çok fazla bilinmeyen sözcük kullanılmış. ( Kun-ı Kainat gibi eskilerden) Normalde tek tek kelimelerin anlamlarına bakıp kitabı detayına inerek okurdum . Ancak bu kitapta büyük resmi görmek adına tek tek kelime anlamları yerine ana konuya odaklanarak okudum iyi ki de öyle yapmışım.
Bölümlerin de kendi içinde bölümlere ayrıldığı kitap, bambaşka bir hikayeyle giriş yapılan bölümü öyle güzel kurgulayıp o kadar zekice ana konuya bağlamış ki ,hayran kalmamak elde değil.
İhsan Oktay Anar bence , Zaman kavramını bölümler içindeki hikayelerle öyle bir bükmüş ki , kalemiyle tanışıp okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen kendisine ”Son Zaman/Hikaye Bükücü” desem beğenimi bu şekilde tanımlandırdığım için ,yazarımız da memnun kalır umarım.
“Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam Dünyanın kendisini hiç görebilir mi?” diye sorgulatan yazar, aynı zamanda Uzun İhsan Efendi’nin hazırladığı Puslu Kıtalar Atlasıyla yolunu çizen Bünyamin’in, babasından aldığı : “Adına Dünya dediğimiz kitabı oku.” öğüdü ve Okumakla çözülebilir miydi Dünya? sorusuna cevabı ile;
“Sen okuyasın diye değil, yaşayasın diye.”
”Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya’nın şahidi olmaktı.”
bize de iyi bir ders veriyor.
”Ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım, ama kimim?
Düşünen bir adamı düşünüyorum ve onun, kendisinin düşündüğünü bildiğini düşlüyorum. Bu adam düşünüyor olmasından var olduğu sonucunu çıkarıyor. Ve ben, onun çıkarımının doğru olduğunu biliyorum. Çünkü o, benim düşüm…..”
Kitabın sonunda yer alan üsteki ve devam eden paragraf her şeyi açıklıyor…….?
Kitapta olumsuz diye nitelendirebileceğim tek şey bilinmeyen sözcük fazlalığı olabilir.
İyi okumalar.
Hayatınızda kitaplar hiç eksik olmasın.


Bir yanıt yazın